Görüş Mesafesi
Kreatör mü restoratör mü?Eski bir reklam yazarı olan Gökhan Özgün, 21 Ağustos tarihli köşe yazısında şöyle diyor: "Metin yazarının ingilizcesi 'copy writer'dır. Copy, en temel anlamında taklit edilecek, çoğaltılacak model anlamına gelir. Copy writer da bu çoğalmaya elverişli modelin üreticisidir. Aslında restoratördür, ama kendine yaratıcı demeyi pek sever. Kendine yaratıcılığının bedelinin ödendiğini düşünür. Oysa, hiçbir zaman hiçbir şey yaratmayacak olmasının tazminatıdır ona ödenen.
Sanmayın ki derdim reklamcıyı küçümsemek. Reklamcıyı küçümsemem. Hatta bu memlekette reklamcıyı takdir ederim. Reklamcı en azından bu tazminatı iyi kötü tahsil edebilen kişidir.”
Sizce de reklam yazarı veya genel olarak reklamcı böyle trajik bir varlık mı? Gerçek bir yaratıcı mı, yoksa yalnızca bir restoratör mü?
Yorumlar

Bir yanlış Bir çok yanlış...
Eski bir reklam yazarı olan Gökhan Özgün. Bir yanlışa sırt dayayarak, yanlışlar üzerinden bir teori oluşturmuş ve buna şık bir dramatik çerçeve çizmiş ama kazın ayağı öyle değil. Yazıyı baştan aşağıya değerlendirmek pekala eğlenceli ve heyecanlı olabilir di ama... söylenecek şey o kadar meşakat gerektirmiyor. Söylenecek tek birşey var Gökhan Bey malesef title'ının ingilizce anlamınını bilmiyor. Copy bir yaratıcının yazdığı ve çoğaltılan reklam metnine referans demek için orada olan bir kelime değildir. "Copy" bir fikri (yaratıcı fikri) promote eden düşünceyi metne dökmek demektir. Yani yapılan kopya esasen brainstorm'da ortaya dökülen fikrin materyal üzerinde ki civcivli kelimlerdeki kaşılığına işaret eder. Dikkat ederseniz, isim -ies değil tekil ve genelde bitişik te yazılır. Bahsedilen copy tektir ve evet yaratılan fikrin kaat üzerindeki ilk nüsha kopisini refere eder. (08.10.2008 15:41:32)

Orjinal Türk :)
Anlaşılamayan din temelli...
- Din öğretileri iyilik, güzellik, doğruluk üzerinedir. Fakat İran vb. gibi ülkelerde “Korku” üzerine yaşatıldığından Türkiye’deki “yaşar” lar da bunu böyle sanmaktadır. Temelinde insan ve doğa sevgisi, tatlı dil, şevkat ve “iyi niyet” barındırır.
Fransız ve İngiliz kanınca önemlenmiş...
- Bu “kan” lar ve ataları, bu tavrı güç olarak kullanmayı tercih etmişlerdir. Kişiyi onore etmeyi de ezmeyi de bu üslup ile değerlendirdiklerinde çok daha güçlü ve etkili olduğunu farketmişlerdir... Nitekim “bazılarına” göre doğru olan budur.
İnsan sevgisinden ziyade…
- Aslında saf ve temiz olan bu üslup, asıl amacından ziyade …
psikolojisine iliştirilmiş...
- Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır, medeniyet göstergesi vb. gibi tanıtılıp, psikolojideki yeri ile sağlamlaştırılmıştır. Bunun üzerine bilim -ler inşaa edilmiştir.
Herşey gibi gerçek anlamından uzak...
- Dolayısıyla gerçek anlamından uzaklaştırılmıştır.
Saygıdan daha çok "pazarlamasına" yönelik...
- Kişi, kendi etiketini önemser. Üstü kapalı, bilinçli fakat bilinçsizce uygulanan bir karakter pazarlaması vardır...
Doğasında samimiyet barındırmayan bir "nezaket" giysisi...
- Bu tavır samimiyetten uzaktır. Giysi, örtünme amacından uzaklaşmıştır.
Sinsi aksesuarlarından sıyrıldığında
- Örtünmek için olmayan giysinin altındaki “ısındırmadan ve direkt” olarak arzedildiğinde…
hissedilen saflığın...
- Ortada bir nezaket bulunmaz. Saf olmak için çaba sarfedilmez
kabalık “adledilmesi”…
- O zaman kabalıktır. Olarak düşünülür.
ve oluşan gereksiz üzüntü...
- kabalık karşısında insanlar üzülür.
Sinirlere hükmetmek erdemdir. Olgunluktur...
- Gözleriniz yukarıdakileri görüyorsa, karşınızdakinin ne düşündüğünü ve neyi nasıl yapmak istediğini hissedersiniz. Anlarsınız…
Diyalog menfaat taşımaz. Salt eğlencedir...
- Bu durumdan ödül beklemek çiğliktir, zayıflıktır. Keyif almayı bilmek gerekmektedir. Eğlence, toplumda yaygın olan “Boş ve Geyik işler” yapmaktan ziyade “Yalnızca” Mutluluk adı altında değerlendirilmesi gereken saf bir ibadettir...
Tebessüm ile ödüllendirir. Gurur duyulur...
- Alaycı üsluplarla, orgazm olarak ve hoplayıp zıplayarak uygulanması, “Negatifi pozitife çevirmek amacıyla” çelişir. Bu durumda, tebessüm ile kalite yaratılarak sindirilir... İnsan nedir? sorusuyla da ilişkilidir. İnsan olunduğu için gurur duyulur. İnsan, hayvanın bir türevi olarak görülüyorsa bu yazı komple anlamsız, saçma ve gereksizdir...
Biz sinirlenmeyiz Sn. Ali_Veli bey…
- Biz temelimizde hayvan barındırdığımızı düşünmüyoruz. Aslında siz de düşünmüyorsunuz. Sadece “insan neden sinirlenir” konusunda pek kafa yormamışsınız sanırım.
Biz sinirlenmeyiz.
- Biz yorduk... Dolayısıyla sinirlenmeyiz …
Sinirlenen Fransızdır. İngilizdir.
- Bu güç, bu oyunun kurallarına uymayarak ellerinden alındığında sinirlenen bir “şey” olur. Yalnızca O.
Yukarıdaki “Neydüğü belirsiz” yazı içerisinde Mevlana, Zen, Kainat, Atatürk, Muhammed, İsa, Musa, vb. gibi "adam" lar da bulunur. Biz de varızdır…
Giriş bedavadır. İsteyen kapıdan izler. İsteyen Vitrinlere bakar.
Ya da gerek yoktur... Algıların seçme sistemleri zor “upgrade” edilir ya da vakit alır. 3-5 sn de olacak iş değildir...
Birileri zaten sizin adınıza düşünür ve düşünmeye devam etmektedir.
Yazar, oynar, gösterir, anlatır vs. vs. onların karakterlerini kendinize “Paste” edersiniz. Çok daha kolaydır...
Bünyenin elverdiği alınır, daha sonra “Ben” diye ortalıklarda dolaşılır...
Oradaki “ben” kimdir? Kaç kişidir? biraz düşünmek ya da düşünmemek gerekir...
“Paranoid, ağabeyi şizofrenik, amcalarının oğlu “ukala” ile birlikte arkasından yürüdüğümüz klavuzumuz budur.
Saygılar.
.
(08.10.2008 15:11:26)

bir ingiliz bir fransız bi de temel..
ben sinirlendiğime göre
aynı anda ingiliz ve fransız olamayacağıma göre..
benim durumum nedir ?
siz sinirlenmezseniz bunu nasıl başarırsınız ??
menfaat taşımayan dialog nası bişeydir ??
seni seviyorum gibi mi ??
salt eğlence iyi ama salt ne demek ??
düşünceye ifadeye ayrılan süreler yeterli midir ?
kafam karıştı..
güzel olmuş, sürelerine sağlık..
(08.10.2008 10:58:23)

Kızmak yok. Eğlenmek var.
Anlaşılamayan din temelli...
Fransız ve İngiliz kanınca önemlenmiş...
İnsan sevgisinden ziyade
psikolojisine iliştirilmiş...
Herşey gibi gerçek anlamından uzak...
Saygıdan daha çok "pazarlamasına" yönelik...
Doğasında samimiyet barındırmayan bir "nezaket" giysisi...
Sinsi aksesuarlarından sıyrıldığında
hissedilen saflığın...
kabalık adledilmesi…
ve oluşan gereksiz üzüntü...
Sinirlere hükmetmek erdemdir. Olgunluktur...
Diyalog menfaat taşımaz. Salt eğlencedir...
Tebessüm ile ödüllendirir. Gurur duyulur...
Biz sinirlenmeyiz Sn. Ali_Veli bey.
Biz sinirlenmeyiz.
Sinirlenen Fransızdır. İngilizdir.
Düşünce süresi takriben 3 sn. dir.
Yazım süresi 1 dk. dır.
Kelime düzenleme 30 sn. dir.
Tashih süresi 20 sn. dir.
Toplam yazım süresi kabaca 2 dk. dır.
Yazının keyif süresi takriben 1 dk. dır.
.
(07.10.2008 16:32:36)

evet haklısın Neverwhere
ben şöle bir yol buldum ;
yeni nikim "polenick" az önce kayıt olup şifresini aldım.. artık ali_ veli nin algısını daha iyi koruyacağım, cevaplar bu nik üzerinden..
ya hiç biri değil de en çok şu "çok mu vaktiniz var" sözü koydu bana..
evet yaptığın iyi bir yöntem tekrar yazıları özetlemek, bende düşünüyorum..
ilk yazımda aylak bir adam olduğumu söylemiştim ve aylaklıkla kafasına göre eğlenen görüş mesafesi nin yazısına çatmıştım..
belki hiç uğraşmadan copy lesem "çok mu vaktiniz var" yazısına gerekli cevap olur zati..
diyecek bişi yok sadece takılma bu kadar bak ben takılıyor ve agresifleşiyorum sen mevlana dan felan bahseden insansın bari sen yapma :)
cevaplarını ve fikirlerini alkışlayarak okuyorum
sevgiler (06.10.2008 16:35:14)

Hâd ve diğerleri...
Sn. Bluelegal
Sürekli sarfettiğiniz “hâd” kelimesi etrafında şekillenen “kitap kullanarak akıl ve bilgi sahibi olmak” doğrunuzun altında ne ve neler olduğunu düşünmek isterseniz, farkında olmadan “shallow” üslubumu biraz daha karıştırmış olacaksınız kanaatindeyim. :)
Annenizin “size” nasihatı olan, bazı yaş aralıklarında kendinize gülmeniz, ya da sizin kavramınız olan hâddinizi aşmanız bana göre sizi doğru, yanlış, hatalı, haklı ya da suçlu kılmaz. Bunun kararını, ben dahil hiç kimsenin belirleyemeyeceğini düşünüyorum. Çünkü kendimi karakter ve hâd bekçisi olarak görmüyorum.
Dolayısıyla, şahsıma ait üslup, yöntem ve düşüncelerimin de, başkaları tarafından “yargılanabilme yetkisinde” olduğunu düşünmüyorum. Henüz hiç kimseye o izni vermedim !
Özür dileyerek belirtiyorum ki : “Körler sağırlar birbirini ağırlar dünyanızda, bazı “değerli ve referans kağıtlar (!)” kazanarak, karar ve nasihat mekanizması olabileceğiniz sanrınızdan dolayı sizle ya da hiç kimseyle tartışacak değilim.
Özgür iradenizdir... Yaşam tercihinizdir…
Ben o biçimi, “kendimi bilmeye” başladığım ergenlik dönemimde terkettim. Amacım bunları tartışmak hiç değildir.
İlk yazımda,
Copywriter kelimesine salt ingiliz yorumu şeklindeki yaklaşımı "gereksiz ve önemsiz" bularak, “kişinin tanrısallık yönüne atfedildiği ve ego ile birlikte büyüdüğü” şeklindeki 15 yıl önceme ait fikirlerimi ifade etmişimdir.
İkinci yazımda,
National Geographic editörlerine “bağımsız” bir övgü vardır.
Üçüncü yazımda,
Ortaya atılan “dilolojik” yaklaşımın düz mantık çerçevesinde ele alındığında başka yerlere gidebileceği belirtilmiş, satır aralarında ise bu yaklaşımın “gereksizliği” dile getirilmiştir. Muhatap kişi "çeşit" olması gerektiğini ifade etmiştir.
Bu arada Gökhan Özgün sorusunun yanlışlığı ifade edilmeye çalışılmıştır.
Dördüncü yazımda,
Yanlış anladığım Burakgs adlı arkadaşdan özür dilenmiştir.
Beşinci yazımda,
Kendi anlam ve ifade fantazimi üretmişimdir. Kimseyi bağlamaması gerektiği aşikardır.
Bu vb. onlarca fantazi belki de bilinçaltımızda kayıtlıdır.
Altıncı yazımda
Görmek istediğinizde görebileceğiniz konu ve konulara yaklaşımın yüzeyselliği ve sebepleri dile getirilmiş, yazarın psikolojisi anlatılmaya çalışılmıştır.
Yedinci yazımda,
Ana konuya dönmeye çalışılmış, bağımsız olarak düşünebilen daha doğrusu düşünmek isteyen kişi olarak tespit ettiğim, Ali_Veli adlı arkadaşa bir soru sorulmuştur.
Sekizinci yazımda,
Ali Veli arkadaştan, kişiliğindeki kirli ve rahatsız edici bilgileri sadeleştirmesi, - varsa - gerçek düşünce ve duygularını keşfederek dile getirmesi rica edilmiştir.
Dokuzuncu yazımda,
Sizle tanışılmış, altında ciddi kariyer ve bilgi komplexleri barındıran bir yazı ile karşılaşılmıştır.
Burada Mevlana ve döngüsünü, mesnevi ve semazen disiplini etrafında şekillendirmeye çalışmanın yanında, Copyright kelimesine Dilolojik yaklaşılması ciddi bir felsefedir...
“Mevlana beni çağırmadı” şeklindeki yaklaşımımda da, Mevlana’nın da biyografisi ve hayat felsefesini anlayıp sindirmeye çalışmak yerine, bir üst basamağa çıkıp Mevlana’nın neden döndüğü kısmıyla ilgilenmek gerektiği, insanın yaratıcılık yönü ile ilişkili olduğu anlatılmaya çalışılmıştır. Mevlana Copywriht kelimesi ile ilgili bir yorum yapmış olsa idi yazılarımın içerisinde zaten yer almazdı... Zen incelerseniz sanırım dediklerimi daha bir iyice anlayabileceksiniz… Mevlana’dan çok daha basittir. Çünkü sizin daha sonra hazedemediğiniz için güldüğünüz idrak yönteminizde seçmek1. okumak2. anlamak3. düşünmek4. anlatmak5. sıradadır… Bizim yöntemimizde bu sıralamalar değişkenlik gösterir ve bir yerlerde kendilerini bularak kendiliğinden destekler ve geliştirir. Bu bizim düşüncelerimizin kontrolünde olan bir "şey" değildir.
Sizin tabirinize göre bu attıkça açılma arada bir tutturma olarak da anlaşılabilir :)
10. ve son yazım ise,
Yazdıklarımı ve satır aralarını tekrar tekrar açıklamak gibi gereksiz ve kişiliksiz bir harekettir. Algı yönetimini bu aralar biraz daha ciddiye almam gerektiğini hatırlatmıştır. Değil mi Ali_Veli bey :) (06.10.2008 16:02:46)

kaosa gerek yok ...
bence de bu konuları fazla irdelemek ne bizleri bir adım ilerisine götürür ne de geri. çünkü orda kendini asla o durumun ötesinde biri olarak görmeyeceksin eğer sen suyun öte tarafına arkandaki kimlikle gitmeye kalkarsan karşı taraf seni kabul de etmez yani sakın olduğun durumun ötesinde olma. eğer sen farklı bir düşüncey daldın mı elini verip de kolunu kaptırma gibi bi durumun olur. her zaman olduğun statüyü ve de konumunu ne de başka konumları irdeleme çünkü hiç bir zaman konu bir adım öteye varamaz (29.09.2008 22:27:03)

yine haddimizi mi asmisiz ne!!
iste bir iki yila kadar daha bir buyuyup, yazdiklarimizi okudugumuz zaman yanlislarimizi gordugumuzde kendimize guleceksin:)
gulecek kadar olgunlasirsak eger!
annem derdi...
ama yazdiklarinin arkasinda dur,hakli olduklarini ve haksiz olduklarinin bilinci ile.. derdi.. o.. o yaslara aittir ne de olsa:):)
bir izan, ilim ve nezaket sahibi olmadiginiz, hatta kavramak babinda bir okuma aliskanliginiz oldugunu da sanmiyroum, shallow yazilarinizdan...bu daha ilk mailinizden belli..calsimayi birakmamak lazim! (27.09.2008 20:26:21)

Bayadır giremiyorum internete (Local bir sorun varmış) bir yazı gözüme ilişti yine...
Sn. Bluelegal …
Başlığınızı okuduktan sonra ( doğal olarak ) devamını okumalımıyım? diye sordum kendi kendime.. İlginç olabilir dedim ve devam ettim...
Mevlana, iç tanrı ve döngüler meselemi tipik bir akademisyen edasıyla yorumlamanızdan ve kulaktan kulağa gibi bir durumla ilişkilendirmenizden sonra “çocuk heralde” diyerek devamını okumamın fazla da gerekli olmadığına karar verdim…
Bu algı, bana göre devamında bilindik şeyler haricinde herhangi bir şey getiremez çünkü… Bu şunu demiş sizin dediğinizle çelişir vs. vs. vs. vs.
Lütfen kızdığımı falan düşünmeyin. Diyalog ve tartışma anlayışım budur. Sadece gereksiz nezaket bilincim oluşmamıştır ve yoktur.
Şu anda yazınızın devamını ve nasıl bitirdiğinizi gerçekten bilmiyorum...
Fakat size bu yazımı okumanızı “şiddetle” öneriyorum...
Mevlana hiç bir zaman beni yanına çağırıp, "bak evladım gördüğün gibi ben dönüyorum sebebide şudur” demedi… Emin olun aramızda böyle bir diyalog geçmedi.
Ya da “ben kendimce bir ibadet yapıyorum kimseyi bağlamaz” da demedi. Ya da “Ben bu şekilde tanrıya ulaşıyorum tanrı oluyorum “ da demedi. Ayrıca “Yok. Arada bacaklarım karıncalanıyo bu yüzden. bir nevi antreman” da demedi...
Sizin gibi olmayan fakat bizim gibi olan bir kaç insan da (işi gücü bu olduğu, başka bir işi gücü olmadığı için) “bu adam”ı oturup inceledi.
Önce sizin okuduklarınızla başladı... Burada var merak edenler için : http://onlinemesnevi.blogspot.com/
Hatta incelemekle kalmadı bir süre sonra farkında olmadan o adam’ı yaşamaya çalıştığını farketti... Bu durumuyla da gururlandı…
Bir ara ( sanırım kişiliği gereği ) saf biat hülyasındaki bu “güzel özentileri” sırasında döngüleri “gördü”.
Bu merak onları, elektron ve proton kümelerinin, uzayın ve uzayların(!), galaksilerin, güneş sisteminin ve sistemlerinin(!), Arapça dilinin dolayısıyla Kur-an’ın, Kabe’de ki insan grup döngüsünün “sağdan sola” olduğunu yani ( Right to Left – Copyright gibi yani. İngilizce ) farketti…
Sağ yönün dinsel, politik, geleneksel kutsiyeti kısmından bahsetmeye burada cesaret bile edemiyorum Olur sizin gibi biri çıkar da uzun eşşekle falan ilişkilendirebilir…Ayrıca bu vb. geyik muhaliflerden bir süre sonra sıkıldığımdan olsa gerek…
Neticede bu ilişkilendirmeler ile ilgili yazılmış bir kitap henüz yok… Varsa da henüz bana gelmedi… Buyrun araştırın. Ya da benim dediklerime inanın ! Başka şansınız yok.
Ya da buyrun siz inceleyin. İster araştırın ister düşünün isterseniz ikisini birlikte yapın. Siz yazın. Başkaları da okuyup incelesin. Getirirseniz biz bir inceleriz, gerekirse bir önsöz yazarız…
Ama lütfen bana birilerinin yazdıklarıyla gelmeyin benim yazdıklarımla da birilerine lütfen gitmeyin. Oturun kendiniz yazın. Neticede Reklamcılar yaratıcı insanlar değil mi?
Vakit? Evet vaktim var. Ayrıca bu yazıları yazmak için extra zaman ayırmıyorum arada yazıyorum geçip gidiyo işte… Tashih yapıyorum bu aralar. Çünkü aradan biri çıkıp ta O na “tasih” demezler “Tashih” derler gibi bişiler diyorda vakti baştan kaybetmek laazım diye düşünüyorum.
Sabah 9 Akşam 5 sisteminin dışında bir yaşam sürdüğümden olsa gerek. Evet oldukça vaktim var. Hayatımın 8 saatini başka birine vermek ve onunla diğer hayatımı idame ettirmek düşüncesi beni rahatsız ediyor da...
Ayrıca kulaktan kulağa kısmında “at tut yakala” gibi bir şey de gördüm ve çok sevdim…
Atın efendim atın. Lütfen sizler de atın. Ama atabildiğiniz kadar atın sınır tanımayın.
Atmak güzel bişeydir.
Yazar etkileşimli ve aktarımlı sosyal robotlar ya da copy / paste entellektüelleri olacağımıza lütfen biraz atalım… Diğer durum sizi çok daha “saygı değer ya da doğru” göstermiyor çünkü…
Siz yeterki atın. Belki birileri aralarından “ciddiyet yakalar”.
Kalın sağlıcakla efenm. (23.09.2008 15:30:58)

guzel
"Turkceye gecerken sadece 1 anlamini ezberledigimiz kelimelerin, o kulturlerde farkli anlamlari da oldugunu, dersin devamini calismaya sabredersek gorebilecegiz..."
Benim itirazim buna dairdi, sonra pıstım.
(23.09.2008 12:16:19)

kavram kargasasi - Copywriter - Copy Writer - Yaratici - Restorator - her unlunun kose yazisi olmali mi? okunup tartisilmali mi?
burakgs aciklamis.. isin icine mevlanalarin katilmasi, hem oyle ustunkoru-ve kor olarak katilmis ki, kulaktan kulaga oynarken son duyan'in duydugu sekliyle aktarilmis...Birseyi biliyorsan, yazi yazdigin konuyu desteklemek veya aciklamak icin referans olarak kullanirsin.. bilmiyorsan kullanmazsin.. Muallakta verilen ornekler sadece kafa karistirir, ve extra fazla cumle kurdurur!
Cok zamaniniz var herhalde!
Yani, bu halkta haddini asmak - demokrasi olarak addediliyor ve bu bilmedigin konuyu bir de yazina tasimak durumlari gercekten cok gorgusuz gorunuyor...farkinda olunmamasi da ciddi bir talihsizlik ve her katmanda karsina cikabilecek toplumsal cehaletimizi gosteriyor!
Ingilizce'de Copywriter: ne anlamda kullanimis.. bunu aciklamak yeter. Iki seyi bir araya getirebilip, yen ibir sey yapabiliyorsan, evet bir sey yaratmissin demektir...
Cunku Yok'tan var edebilmek suan icin pek mumkun gorunmuyor...ve sadece Allah'a mahsus gorunuyor. Bizim gibi Allah=yaratici... dusuncesi agir basan toplumlarda, Yaraticilik kelimesi herzaman polemik malzemesi olmus ve bilcumle kulturlu diye dusundugumuz insanlarin bile fazla mesaisine sebep olmustur...
boylesine bir konuyu bile vavavu felsefik hale getirip ustunde saatlerce bir yere varmayan tartismalar yapmak da, azimsanamaz bir yaraticilik gerektirir:)
Ay'a gitmek icin bir roket yapsaniz, yine hep bilinmis seyleri bir araya getirerek ancak yeni birsey yapmis olacaksiniz..
Yani, bu yaraticilik degilmidir?
Turkceye gecerken sadece 1 anlamini ezberledigimiz kelimelerin, o kulturlerde farkli anlamlari da oldugunu, dersin devamini calismaya sabredersek gorebilecegiz... ama iste, "nispeten" kulturlu insanlarin olabilecegi dusunulen sektorler bile, aliyor bir Job Title'i, bunu, neden gerekiyorsa,ikiye ayirabiliyor,ve herbir kelime icin ustunde olmadik polemikler yapilmasi icin sektorunun en populer mecralarinda tartistirabiliyor. Tratisilan cumlelerin sahibi, bir aciklama yapiyor mu, bilmiyorum!
Bunu baska kavramlarda da gorebiliyoruz... Mesela Feminizm... Turkiye'ye bu kavrami "getiren" Feministler o kadar saldirgan ve anlamsizlardi ki,Turkiye insani Feminizm'i Erkek dusmanligi olarak algiladi yillarca... sonra birden cark ettiler... cunku, asil anlamini, yani dersin devamini sabirla dinleyenler de vardi.. ve onlar, ABD'de ezilen kadinlarin haklarini aramalarinin sonucu ortaya cikmis bir kavrami, TR'ye asil olmasi gerektigi sekliyle aktarmak icin bu eski neidugu belirsizlerle bile savasmalari gerekti! TVlerde konu oldu...
Daha bunun gibi birdolu kavram var yanlis ve eksik anladigimiz..
cunku iste hepsi kulaktan kulaga oynarken son duyan'in aktardigi sekliyle yazilarinda bir gercegi referans olarak kullanmaya, belki bir iki unlu ismi yazisina katarsa daha anlamli kilabilecegini dusunduren mentaliteden geliyor!
herkesin atmak ihtiyaci duydugu, biriken copleri olabiliyormus, diyor bir yazar...benimkileri dinlediniz! (20.09.2008 13:02:28)

büyük sorular küçük cevaplar
Büyük sorular soruyorsun sevgili neverwhere, bunlara verilebilecek büyük cevaplarım olsaydı zaten buldum buldum diye çıkardım ortaya..
Acizane birkaç şey söyleyeyim bilgim kadarıyla..
İnsan bir bakıma restoretordür..
Kendinden önce yapılanlara bir şeyler ekler, evet Edison ampulü buldu ama o güne kadar yapılan elektrik lambaları çalışmalarından yararlanarak..
Böle olmasaydı, dağ başında hiçbir şeyden haberi olmayan kimseden etkilenmeyen arkadaşın yaptıkları en özgün yaratıcı çalışmalar sayılırdı..
Fakat insan aynı zamanda bir kreatördür de..
Bu restöratörlüğü yaparken bireysel yaratıcı yeteneklerini kullanır.. Edison a sadece kendinden öncekilerin üstüne bir şeyler eklemiş insan gözüyle bakmak sende bende bulunmayıp onda bulunan yaratıcı yeteneklere haksızlık olur diye düşünüyorum..
Yaratıcılık, farklı düşünebilme yeteneği, mor inek olmayı göze alabilmek..
Aristo, “insan dünyanın ölçüsüdür” diyor.. belki Edison un bulduğundan çok daha yaratıcı şeyler icat edildi fakat insanın işine yaramadığı için ne dikkat çekti ne de yapanlara faydası oldu..
İşte yarattığımızın ne kadar yaratıcı olduğuyla ilgili ölçü de “yaratıcılığa ters olsa da” budur. İnsan ve fayda ilişkisi..
Mevlana konusunda; siyaset ve din konuları biraz zor konular..
Ama bu senin söylediğin “tanrı benim içimde” gibi bir cümleyi Mevlana nın söylediğini sanmıyorum.. bu söylediğin cümle İslam inancında ehli sünnet yoluna göre çok yanlış bir düşüncedir..
“Enel hak” dedikleri Halaç-ı Mansur un ifade edip yaşadığı dönemde cezalandırıldığı konudur. Mevlana nın bu konuda farklı şeyler söylediği iddia edilse de ben bu görüşe katılmayacağım..
Benim Allah, kulluk ve din inancım bu coğrafyada yaşayan çoğunlukla ve ehli sünnet le aynı çizgide.. Ben, insanın Allah ın ona verdiği sınırlı sıfatları ile bu dünyada imtihan için bulunduğuna inanıyorum..
Allah ın 99 isminden biri Basir dir, her şeyi gören.. bizde görürüz ama gözümüzde bozukluk yoksa ve önümüzdeki duvarın müsaade ettiği kadar..
Yaratıcılığım ve sınırları konusunda iddiam da bu kadardır..
Evet çocuklar farklıdır, çünkü bizim gibi, insanlar ne düşünüre takılmazlar, üzerilerinde bir sorumluluk yoktur, baskı altında değillerdir.. bunun için yaratıcı/farklı fikirlerini yaratıcı/farklı cümlelerini bizden çok daha kolay ve çok daha basit bir şekilde bulup ifade ederler..
Bu hayalperestlik neden kaybolur işte bu sorunun cevabı da yukarda ;
Omuzlarımıza farklı yükler biner, annemiz diploma bekler, sevgilimiz evlilik bekler, babamız artık para istemememizi bekler, patronumuz bir fikir bulalım bir milyon satsın o da köşeyi dönsün diye bekler..
Ve gerçekperestlik sarar dört bir yanımızı..
Neden bazıları sanatçı olur neden bazıları olmaz..neden bazılarımız sanatçı olmak için hayata direnirler, gidip bir yerlerde müdür olmayı hayal etmezler.. (sevgili mubul, müdür deyince aklıma geldi nerelerdesin yahu)
Bende bilmiyorum bilen varsa söylesin..
Sadece şuna inanıyorum.. ramazan dolayısı ile değil, her zaman..
Allah Adil dir kimsenin omuzlarına kaldıramayacağından fazla yük yüklemez, bizim omuzlar bunu kaldırıyor bizde bu var, onların omuzları onu kaldırabiliyor onlar onu taşıyor..
Söyleyebileceklerim bildiklerim bu kadar..
Not : yanlış anlama fakat şahsımla ilgili konuları direk mail atarsan, burada sorulan soruları umuma açık olarak sorarsan çok daha mutlu olurum.
Sevgilerimle arkadaşım
(17.09.2008 00:41:20)

Sn. Ali Veli bey.
Bir önceki yazımda sormuş olduğum soruya "eğer cevap vermek isterseniz" lütfen bilmem kim bu konuda şöyle demiştir, sözlük o şu bu ya da vikipedi "copy/pastle" filozofları şeklinde yanıtlamassanız sevinirim...
Ben yalnızca "sizin düşüncelerinizi" merak ediyorum.
Öz eleştirinizi yaparken, etkilendiğiniz kişileri ve düşünceleri sadeleştirirseniz sevinirim...
Önemli Not - Yanlış anlamaya açık olduğu için belirtmek istedim. Bu mesaj içeriğinde hiç bir kinaye barındırmaz. (16.09.2008 14:55:18)

Bizde "copy" writer çoook
Copywriter yaratıcı yazarlığı tarif eder ama aslında "copy" sözcüğü Türkiye'deki birçok "ünlü ve başarışı" reklamcı için biçilmiş kaftan. Bunlar başkalarının yurt içinde ve dışındaki işlerini birebir kopya ederler ve hiç utanmazlar. Üstelik bu işlerle KE ödülleri alırlar. (16.09.2008 12:18:50)

Ne dersiniz Ali_Veli bey?
Asıl merak edilesi yere yaklaşıyor muyuz acaba?
Eğer boya varsa, kurşun, ağaç, seramik varsa, kıl varsa, ağaç varsa, ya da yaratılmışsa, ve tüm bunları görebilen ve bunlarla düşünebilen insan varsa...
Ve bu insanlar, var olan bu nesneleri bir araya getirerek kalem, fırça, kağıt, bilgisayar... v.b. araçlar "tasarlayıp hayata geçirebiliyorlarsa"...
Bu tasarımları kullanarak ortaya Mona lisa, Matrix, Burj El Arap, Ferrari ve Facebook gibi ya da herhangi bir ürün yaratabiliyorlarsa…
Mevlana da kendi etrafında dönüp “tanrıyı sağda solda aramayın gelin benim etrafımda dönün. Tanrının benim içimdedir” gibi bir laf ediyorsa...
Ne dersiniz ?
İnsan, aynı zamanda yaratıcı mıdır? ve bu özelliği ona, aslında tanrının bir parçası olduğu için bundle olarak mı sunulmuştur?
0-6 yaş arası çocukların hayal güçlerini görüp de bilmeyen insan var mıdır? ya da uydurmalarını?
Bu hayalperestlik neden kaybolur bir süre sonra?
Neden bazıları bir takım şeylere ille de direnerek sanatçı, tasarımcı, (copywriter) vs. olur? ve çocuk kalır?
Neden?
Kalın sağlıcakla again… (15.09.2008 17:28:53)

Bekar Memi
Yazının/fikrin dünyanın her yerinde herkes için geçerli üç evresi var, giriş gelişme sonuç..
bir fikriniz vardır, bunu bir temele oturtma ihtiyacı duyarsınız, fikrinizi anlatırsınız ve vardığınız sonucu yazarsınız..
bu yazının/fikrin giriş kısmında anlaşamadık !
bide sonuç kısmına bakalım ?
bu abi/amca konuyu reklam yazarı hiç bir şey yaratmaza bağlamış, (aynen cümle bu )
peki kim yaratır, yaratıcı kim ?
boyaları birbirine katıp natürmort resim yapan ressam mı, hayır o da meyveyi sebzeyi kopyalıyor öyle ya ?
“dasein” arkadaşın dediği gibi o da yalancı bildiğimiz üzümü öyle güzel renklerle resmediyor ki, yalancılık yapıyor, kopyalamacılık yapıyor..
Leonardo Da Vinci de kopyacı, öyle yaa..
Francesco del Giocondo'nun eşi olduğu düşünülen Mona Lisa yı kopyalamış tablosunda..
Ya bizim yaratıcılarımız ;
Dünyanın gelmiş geçmiş en büyük lirik şairleri Nedim Baki Fuzuli mi yaratıcı ?
Yok onlarda yaratıcı değil…
onlarda alt tarafı kelimeleri bir araya getiren belki hiç aşık olmadıkları halde Çiçek de demlenmedikleri halde aşk sarhoşluğunu kopyalayan olsa olsa birer restoratörler..
birer kopyacı, aşık olanları kopyalayan…
dönemin sosyal yapısını düşündüğümüzde aynı zamanda birer yalancı...
sonuca sonuç ;
yaratıcılık konusu sadece bu coğrafya üzerinde tartışılan bir konu değil, bir Allah a inanan insan zaten ben mutlak yaratıcıyım iddiasında bulanamaz..
amma velakin bizim yaptığımız; adı her ne ise;
Edison gibi parçaları bir araya getirip, Da Vinci gibi gördüğümüz gerçeği herkesten farklı bir şekilde resmetmek ve Nedim gibi karşımızdakini kendi hayal dünyamıza çekmektir..
benim yapmaya çalıştığım bu, farklı düşünenlere de diyecek sözüm yok..
ben yalancıyım diyen arkadaşa..
asılmayı hak eden mahkumun avukatı da yalancıdır,
herkesin kendini ifade hakkı, edemiyorsa profesyonellere bu hakkını devretme hakkı insan haklarının en temel haklarından biridir..
hiç bir doktor hastasının karşısına çıkıp kansersin veremsin boşuna zaman kaybetme demez diyemez..
hiç bir reklamcıda bu mal kötü kusura bakma demez..
kötü ise ucuzdur bunu söyler, pahalı ise kalitelidir bunu söyler, acıysa farklıdır bunu söyler..
avukatın, doktorun , öğretmenin , reklamcının, berberin, başkalarına hizmet eden kimselerin dürüstlüğü neye göredir ?
biz, bize emanet edilen markaların/ürünlerin avukatı doktoru berberi öğretmeni şairi ressamıyız…
bir doktor ben yalancıyım dediği gün sende haklı olacaksın arkadaşım.. veya berberine gerçekleri duymak istiyorum diye ısrar ettiğinde..
uzun lafa gerek yok ;
Cihan-ara cihan içindedir arayı bilmezler
O mahiler ki derya içredir deryayı bilmezler
Harabat ehline duzeh azhabın anma ey zahid
Ki bunlar ibn-i vakt oldu gam-ı ferdayı bilmezler
Şafak-gun kan içinde dağını seyr etse aşıklar
Güneşte zerre görmezler, felekte ay’ı bilmezler
Hamide kadlerine rişte-i eşki takıp bunlar
Atarlar tir-i maksudu, nedendir yay’ı bilmezler
Hayali, fakr şalına çekenler cism-i üryanı
Anınla fahr ederler atlas u dibayı bilmezler
Bekar Memi (Hayali)
(13.09.2008 06:22:02)

Detayların dansı…
Türkiye’de Metin yazarı denen kişilerin, İngilizler tarafından "Copywriter" olarak anılması, gerek Copy gerek Writer ve gerekse Copywriter bileşiği bazında külliyen yanlıştır.
Bu ve benzeri bir çok kelimede, durumda, konu ve olayda da olduğu gibi, tüm sözlüklerde ve kitaplarda yanlış yazılmakta, öğretmenler tarafından yanlış öğretilmekte ve yine büyük bir güruh tarafından yanlış “biata” sebep olmaktadır.
Sebep…
Bu durumun kültürel deformasyon ve dejenerasyon yani "bozulma" ile doğrudan alakası vardır...
Yıllardır süregelen ve değişimine asla teşebbüs edilemeyen, 14 yaşındaki çocuklara geleceklerini tayin etme yetkisi veren bu sistemle, önce düşünce analitiği değiştirilir.
Değişen bu yeni mekanizmaya göre öğreti, algı, refleks ve yorum geliştirilerek birbirine benzer, aynı şeyleri düşünen, isteyen, gülen, hatta aynı şekilde sevinen ve davranan “yeni ve bozulmuş insan” oluşturulur…
Aslında her canlı gibi yaratıcı ve farklı “doğan” doğal saf insanın “farklılaşma” duygusu dahi, bir süre sonra düşünsel boyuttan tamamen sıyrılıp, bir takım fiziki materyallerle ( küpe, dövme, renkli, uzun saç, aykırı kıyafetler, yeni aksanlar vs. vs.) hapsedilir…
Ve yine doğal olarak, bazılarına göre “zaten gizli ve fakat önemsiz” bazılarına göre “apaçık ve önemli” olan detayları, algı dinamikleri ve sorgu refleksleri, değişen bu “yeni insan” tarafından görülebilirliği, bir süre sonra doğal olarak imkansızlaşır…
Basit bir örnek vermek gerekirse, ÖSS de kronikleşen hatalı bir soruyu, ünlü olmak için ( ????? ) medya önünde dile getirebilen, dönemin en akıllı ve zeki (!) öğrencisi henüz görülmemiştir.
Gökhan Özgün ( yada mediacat online soru/konu hazırlayıcısının “basit” seçiminde –ki pek önemli olmamakla birlikte vesile olması ayrı bir önem taşır ) adlı kişi de “sonuçsuzluğun sonucu” olan bu doyuma ulaşma sürecinde, kendi düşünce analitiğini sorgulamış ve iç kaosunu halka arz etmiştir.
Bazıları bu psikolojilerde Ferrarilerini satar, bazları da tekne alır balık tutar ya da denize yaşar… vs. vs.
Sonuç…
Bitti.
Kalın sağlıcakla...
MediaCat online site admininden özel rica :
Aynı başlıklı önceki yazımda bir çok tashih olduğunu fark ettim. Bu yazı ile değiştirebilirseniz sevinirim..
Teşekkürler.
(12.09.2008 14:54:20)

GÖKHAN BEY'E KATILIYORUM !
Ben Gökhan Bey'in söylediklerine katılıyorum. Bir reklam yazarı olarak kendimi her zaman "pinokyo" olarak tanımlıyorum. "Ne iş yapıyorsun?" sorusunu her zaman "yalan söylüyorum" diye yanıtlıyorum. Bence reklam yazarlığı bundan fazlası değil. Bir iş, meslek değil.Bence de sadece restoratöryüz biz. Yaratıcı değiliz. (12.09.2008 11:10:32)

haydaaa, ne işin var ayda
peki sizin istediğiniz gibi olsun..
copyboy ; gazete idarehanesinde çalışan çocuk
good copy ; gazete basılmaya değer konu
rough copy ; müsvedde, karalama eskiz
kaynak redhouse
copyboy ;gazete idarehanesinde kopya işini öğrenen çocuk, hayalperest, kopyacıveled..
good copy ; güzel kopya, kopya çekme sanatı,kopyanın feriştahı..
rough copy ; kopya karalamaları, kopya sanat çalışmaları, kopya eskiz ...
kaynak redali
şimdi kelimenin kökeni anlamı reklamcılığa hangi meslek dalından geçtiği üzerine bir yazıya daha gerek var mı ?
(11.09.2008 17:05:59)

En iyi yol, bildiğim yol...
"Çıkış noktası ise, bu hayalperest insanların normal ve sıradan kişiliklerle kelime bazında uyum sağlayamaması, bunun yerine kendilerini işlerine kopyalayarak onlarla ifade etmeye çalışmasıdır..."
Bu tanımı sevdim, burdan tüm reklam yazarlarına gitsin :)
Son olarak Wikipedia'dan şu alıntıyı yapalım, durumu çok net anlatıyor:
Copywriting is the use of words to promote a person, business, opinion, or idea. Although the word copy may be applied to any content intended for printing (as in the body of a newspaper article or book), the term copywriter is generally limited to such promotional situations, regardless of media (as advertisements for print, television, radio or other media). The author of newspaper or magazine copy, for example, is generally called a reporter or writer, not a copywriter.
.
(11.09.2008 10:17:21)

Copywriter kelimesindeki sır !
Kelimede bahsi geçen copy... yani kopyalama anlamı gayet açık ve seçiktir.
Her ne kadar bazı dejenere toplumlar bu kelimeyi anlamını bilmeden tartışıyor ve yorumluyor olsada, bu kelimenin tarihçesi ve asıl ifadesi aşağıda kısaca açıklanmıştır...
Sanatçı aynı zamanda bir Copywriter dır.
Çıkış noktası ise, bu hayalperest insanların normal ve sıradan kişiliklerle kelime bazında uyum sağlayamaması, bunun yerine kendilerini işlerine kopyalayarak onlarla ifade etmeye çalışmasıdır...
Braz daha açıklayayım. Yani oradaki copy kelimesinin koyun dolly sistematiğiyle bir alakası olmadığı gibi, kişinin ruhunu işine kopyalamasıdır.
Bir nevi duygu ve düşünce aktarım biçimi, bir nevi kendini ifade yöntemidir.
Matrix dir. Işınlamadır. Patlamadır...
Oldu mu? bence oldu. (10.09.2008 17:24:55)

Sn. burakgsu sizi yanlış anlamışım bu yüzden özür dilerim...
Yazının birine ateşlenip diğeri sıcak mı soğuk mu aldırış etmeden üflemek gibi bişe oldu bu...
Zaten siz de beni ciddiye almayarak büyük bir tevazu göstermişsiniz. Bu tavrınız için de Duble teşekkürler...
By. (10.09.2008 15:56:57)

Sn. Volkan Ekiz. Öncelikle beni aydınlattığınız için size çok teşekkür ederim. Aksi halde saf bir şekilde yaşlanmaya devam edecektim... Artık hayata bambaşka bakıyorum sayenizde...
Benim derdim siz, filolojiniz ya da etimolojiniz değil. Sanırım beni yarım(!) anlamışsınız...
Yazdıklarımı tekrar(!) ediyorum. Çünkü önceki yazımda oldukça net anlattığımı düşünüyorum. :)
"Burada bahsi geçen "metin editörlüğü" ya da "reklam yazarlığı" ya da "reklamcı" kelimelerinin, sizin anlatmaya çalıştığınız ya da üst yazıdaki “kavram kargaşasında” anlatılmaya çalışan "copy writer" tümleci ile çok farklı şeyler olduğunu, diğer bir deyişle Türkçe ve İngilizce anlam/ifade farkı olduğunu düşünüyorum."
...şeklindeki paragrafımda da “görülebileceği” gibi, benim derdim bu ve benzeri kavramları neden “ingilizce” algılamaya çalıştığımızladır. (yanlış anlaşılmasın ingilizce düşmanı Türkçe manyağı falan bi adam değilimdir. Sadece bu vb. prensipleri sorguluyorum)
Bizim metin editörü, reklam yazarı vs. vs. dediğimiz kişiye ingilizler “copywriter” demiş. Olabilir... İngilizdir adam der. Bişe diyemeyiz.
İspanyollar “escritor de material publicitario” demiş mesela. Onlara da bişe diyemeyiz. Çünkü adamlar İspanyol...
Metin editörü kelimesini İspanyolca anlasak yanlış mı yapmış oluruz? Ya da İspanyollar kopyalamaz İngilizler kopyalar, bu yüzden bütün İngilizler “Copycat” dir gibi saçma bir mantık mı türetmeliyiz? ( belki de değildir incelemek gerekir. :)
"Yine yukarıda adı geçen arkadaş, merak ettiği mevzuya yanlış bir yerden girizgah yapmış olamazmı mı mesela? Bunu sorgulamamak mı gerekir? "
… şeklindeki (gayet açık olduğunu düşündüğüm) önceki yazımın içinde yer alan paragrafımda belirttiğim gibi...
( – ki bu sorgunun orjinali bu kişiye ait olmamakla birlikte… En azından 15 yıl evvel bu ve benzeri "gereksiz" mevzuları tartıştığımızı bizzat kendimden bilirim )
Yani sonuç olarak yazımın, sizden daha çok bu sorgulamayı yapan arkadaşa yönelik olduğudur. Sizin de bu yanlışa kendi konunuzla ilgili yaklaşmanız bazılarına göre taktir edilecek belki de hayranlık duyularak ıslıklar eşliğinde ayakta alkışlanacak bir davranış da olabilir… Gaayet mümkündür…
Artık işkembe-i kübra dan mı atarsınız. Hocalarınızın size aktardıklarından ya da ilgili kitaplarınızdan mı bize aktarırsınız orasını bilemem. Merak da etmiyorum zaten...
Not : Olası denk gelecek İspanyol etimolog arkadaşım lütfen bu mevzuya girme. Senle hiç ama hiç ilgisi yok.
Kalın sağlıcakla...
(10.09.2008 11:22:39)

yazarı bilinmiyor
Anonim yazıların sonuna "yazarı bilinmiyor" yazma modasi mail gruplarında devam ediyor mu bilmiyorum ama benim metodolojik dikkat cekmemle hic alakası olmayan bir yorumun başında adımı görüp sonunda da "gene kendimi tutamadım ya" serzenişini okuyunca yazarı bilinmiyor bitirişi aklıma geldi.
Fakir yüksek lisansı sırasında metodoloji dersi aldığından beri tartışmalara metodolojik bir ayar vermeyi adet edinmiştir.
Bendeniz tartışmanın bir yerlerinde durma niyetinde degilim, bir aktarmanın, ona tepkilerin ve tepkilere karşı gelişen reflekslerin olduğu bir masaya meze olmaklığım yok.
Lafın yarımı akıllıya söylenir düsturunca meramımı anlatmaya meyletmiştim, olmadı. Ricat ediyor ve tamamını söylüyorum.
Copy kelimesinin Cambridge sözlüğünde iki farklı anlamı verilmiş. Copy writer kelimesinin etimolojisi ve semantiği açısından bir sonuca varmak için "copy" nin hangi anlam içerisinde kullanıldığını bilmek gerekiyor. Benim aktarımım iki ayrı tanım olduğu üzerinedir. Düştüğüm not budur.
"Metin yazarının ingilizcesi 'copy writer'dır. Copy, en temel anlamında taklit edilecek, çoğaltılacak model anlamına gelir"
dendiğinde bu tanımlardan yalnız biri-ki bence yanlış olanı- ele alınmış ve bunun üzerine bir önerme yapılmış ben buna dair not düştüm.
İlimde yaklaşımlar vardır siz bunlardan birini benimseyebilirsiniz ancak bilgisine vakıf oldugunuz tek yaklaşımı mutlaklaştırırsanız bu bazen doğruyu anlatmak olabilir ama hikayenin sadece yarısını anlatmaktır.
Hülasa edecek olursak ben işkembe-i kübra yerine metodolojiyi tercih ediyorum ve buna dair bir not düşüyorum rica ediyorum başka meze ile süsleyiniz masanızı. (09.09.2008 18:02:52)

Sn. Volkan Ekiz ve Sn. burakgsu ve tabiiki Gökhan Özgün :)
-
Burada bahsi geçen "metin editörlüğü" ya da "reklam yazarlığı" ya da "reklamcı" kelimelerinin, sizin anlatmaya çalıştığınız ya da üst yazıdaki kavram kargaşasında anlatılmaya çalışan "copy writer" tümleci ile çok farklı şeyler olduğunu, diğer bir deyişle Türkçe ve İngilizce anlam/ifade farkı olduğunu düşünüyorum.
Siz de bu şekilde düşünürseniz eğer; algı ve düşünce matematiğinize aykırı hareket mi etmiş olursunuz acaba?
Pardon. Bir şeyi bir başlık altına sokamassınız belki ama yağmurda ıslanacak birşey de değildir zaten bu.
Ya da diğer bir deyişle "Writer" dendiğinde aklımıza, ortada sürekli yazı yazan bir denyo mu anlamamız gerekmektedir?
Yazı yazan bu canlının başka hiç bir özelliği, birikimi yok mudur? Bunu hangi tümleçle anlatır bu "ingiliz elemanlar" ?
Yine yukarıda adı geçen Gökhan Özgün arkadaş, merak ettiği mevzuya yanlış bir yerden girizgah yapmış olamazmı mı mesela? Bunu sorgulamamak mı gerekir?
Yoksa bu arkadaş herşeyi doğru anlayıp anlatabilen ve tüm dünyaca bu özelliği bilinen birimidir? :)
Kavramlar arasında aklı sıkışıp kalmış bir çözüm arıyo kendince değil mi? Bu da gayet normal bi durum.
Gene tutamadım kendimi ya pardon.
Herkesden özür. (09.09.2008 16:22:14)

copy (TEXT) vs. copy (PRODUCE)
http://dictionary.cambridge.org/results.asp?searchword=copy&x=0&y=0&=
http://dictionary.cambridge.org/define.asp?key=17081&dict=CALD
copy (TEXT)
noun [U]
written text which is to be printed, or text which is intended to help with the sale of a product:
"We need someone who can write good copy for our publicity department."
"Metin yazarının ingilizcesi 'copy writer'dır. Copy, en temel anlamında taklit edilecek, çoğaltılacak model anlamına gelir.
Ört ki ölem...
(09.09.2008 12:26:57)

Eski reklamcı yeni gazeteci bir abiye cevap yazmamak
İlhan Berk in ölümü üzerine bir şeyler yazmak istemiştim; bir hafta önce, tırsıp vazgeçtim, onun Türk şiirine getirdiği yaratıcılığı anlatmak bana mı düştü diye düşündüm, birazda şiir üzerine konuşan dünyadan kopmuş entel abi bakışlarını üzerime almak istemedim açıkçası...
“Ölü Bir Ozanın Sevgili Karısını Görmeye Gitmek” en sevdiğim şiirlerinden birinin başlığıdır, İlhan Berk i kopyalayarak attım bu başlığı..
Bu yazıya üç kere cevap yazmaya giriştim, görüyorum ki benden önce yazan arkadaşlarla aynı şeyleri söyleyecekmişim zati…
Bence, Epica Başkanı Andrew Rawlins’in şu sözlerine cevap vermek daha mantıklı ;
“Türkiye’de ciddi anlamda bir gelişmeden söz etmek mümkün. Reklam filmlerinden çok yazılı basın reklamcılığında gelişmiş bir reklam sektörünüz var. Bundan yirmi yıl önce yarışmaya Türkiye’den gönderilen reklamları size göstermeye bile utanırım.”
Bunu ben söylemiyorum..
Bunu bize demiyor..
Anlayan ağabeylerimize söylüyor, dünyanın en önde gelen reklam otoritelerinden biri..
Yirmi yıl önce deyince çok uzak zamanlar gibi geliyor insanın aklına M.Ö. değil daha dün 1990 lar, yani bu ağabeylerin reklamcılık yaptığı dönemler..
Yani ecnebi okullarında okuyan, yurt dışında eğitim gören ağabeylerimizin ablalarımızın iyi yabancı dilleri olduğu için Türk reklamcılığında var olduğu ve Türk reklamcılığına tam da abimizin dediği gibi "kopiyazarlığı" soktuğu yıllar.. acı ama gerçek kızmaca darılmaca yok..
Bence bay Rawlins misafir olarak geldiği ülkemizde kalbimizi kırmamak için kibarlık yapmış, ben röportajı yapan arkadaşın yerinde olsam size Türk reklamcılığının durumunu Fransa da Fransız bir gazeteci olarak sorsam ne cevap verirdiniz diye tekrar sorardım..
reklam yazarı, bu denilenlerden herhangi biri olsa ne fark eder, ha restoratör ha kreatör.. reklam yazarlığının cenaze namazı kılınıp helvası dağıtılalı çok oldu..
Artık, hiçbir aklı başında marka sahibi bana bir slogan bul bir milyon satayım diye ajans kapılarına gitmiyor..
dünya çapındaki ajansların yaptığı; yeni pazarlama fikirleri, yeni organizasyon fikirleri, yeni mecralarda yeni çözümler geliştirmektir.. tüm dünyada artık reklam yazarlarından istenilen marka yazarı olabilmesidir..
keşke bizde reklam yaratıcısı bir şey yaratıyor mu yaratmıyor mu gibi kısır bir tartışmanın içinde değil de, tüm dünyada adı her ne ise bu işi yapanlar şu an ne yapıyor gelecekte neler yapacak bunu tartışabilseydik…
ama ağabeylerden ablalardan evine taşınanlardan fırsat kalırsa
yok çelik çomak oynayacaksak biri karşılasın devam edelim..
selam saygı hürmet
(08.09.2008 05:44:37)

National Geographic ve Wild editörlerini ağazım açık 1 ay dinleyebilirim...
Hedef kitlesiyle bütünleşip onarın akıllarıyla dalga geçer(!) bu adamlar.:))
Metin yazarlığı denen şeyin Nirvanası sanırım bu elemanlardır... Her programın adına, sunumunda ki vurucu cümlesine anlatım metnine herşeyine her zaman "hasss...r" der, yeniden hayran olurum bu kişilere...
Bilmiyorum burdaki üstatlar ne der bu konuda..
:)
(06.09.2008 03:05:26)

Yanlış hipotez Bağdat'tan döner.
Türkçe'de anlamını yitiren, anlamı değişen bileşik sözcükler vardır. Bilirsiniz. Bu durumu ona benzetebiliriz.
İngilizce bileşik bir sözcüğü oluşturan basit sözcükleri ayrı ayrı değerlendirip bundan bir sonuç çıkarmaya kalkarsak yanılırız. Copywriter bileşik yazılır ve ne anlama geldiği de gayet açıktır. Bakınız:
Türkçe anlamı
1. reklam için sözcük yazan, reklam ilânları hazırlayan kimse. reklam metni yazarı.
İngilizce anlamı
1. one who writes advertising or publicity copy.
2. a person employed to write advertising or publicity copy.
3. A copywriter is a person whose job is to write the words for advertisements. someone who writes the words for advertisements.
Hipotez yanlışsa bizi yanlış sonuçlara götürür. Kreatör(createur), restoratör(restorateur) nedir? Hangi dilden gelmektedir? Lütfen yapmayınız. Nerden bulursunuz bu konuları, anlam veremiyorum. Daha duyarlı olmakta fayda var. Türkçe bir tane, başka dilimiz yok. Bırakın 'copy writer, creative director, art director..etc' dilini, 'reklam(metin) yazarı, yaratıcı yönetmen, sanat yönetmeni..vb' verelim size. Beğenmezseniz iade edersiniz. Sorun kalmaz.
Sevgiler... (05.09.2008 10:15:19)
Sende Katıl
Kreatör mü restoratör mü?
Eski bir reklam yazarı olan Gökhan Özgün, 21 Ağustos tarihli köşe yazısında şöyle diyor: "Metin yazarının ingilizcesi 'copy writer'dır. Copy, en temel anlamında taklit edilecek, çoğaltılacak model anlamına gelir. Copy writer da bu çoğalmaya elverişli modelin üreticisidir. Aslında restoratördür, ama kendine yaratıcı demeyi pek sever. Kendine yaratıcılığının bedelinin ödendiğini düşünür. Oysa, hiçbir zaman hiçbir şey yaratmayacak olmasının tazminatıdır ona ödenen.
Sanmayın ki derdim reklamcıyı küçümsemek. Reklamcıyı küçümsemem. Hatta bu memlekette reklamcıyı takdir ederim. Reklamcı en azından bu tazminatı iyi kötü tahsil edebilen kişidir.”
Sizce de reklam yazarı veya genel olarak reklamcı böyle trajik bir varlık mı? Gerçek bir yaratıcı mı, yoksa yalnızca bir restoratör mü?











metodolojik bir itiraz daha
İzlenecek yol ile ilgili yöntem bilimsel bir itiraz daha yapmayı zaruri buluyorum. Söyle ki Gökhan Beğ'in (evet y değil ğ) copy kelimesinin anlamlarından birine ve bence analizi açısından hatalı olana sırtını dayadığında bir mutabakat sağlamışız mrblonde nam arkadaşla.
Ancak text vs produce denkleminde text anlamı da kendi içerisinde ikiye ayrılıyor. Bunu doğru analiz için tekrar hatırlatmak istiyorum.
copy (TEXT)
noun [U]
written text which is to be printed, or text which is intended to help with the sale of a product.
Text anlamında copy iki anlamı bünyesinde barındırıyor biri basılacak olan yazılı bir metin ki bu metin biyoloji ile ilgili akademik bir metin de olabilir. Burada sadece text yerine written text denmesi önemli çünkü aksi halde yaratıcı süreç sonrası bulunan fikrin yazılı hale getirilmesi anlamına gelebilirdi ki bu da farklı bir anlamdır. İkinci anlam ise en özet haliyle kelimenin reklamla ilintili olan formudur.
Bu kadar detaya inme sebebim kendi adıma malumatfüruşluk etmek değil sistematik düşünmeyi bu tür tartışmalarda öncüllemektir.
copywriter kelimesi üzerine bir yapıbozum-ya da söküm- denemesinden öte değil bu mesaim.
(08.10.2008 17:20:18)